Kategori: Yaşam

Yaşam

Derin Mermerci Koleksiyon Ziyareti

Derin Mermerci'nin online sanat buluşması...

SPOT Projects dönem sonu buluşmasını Derin Mermerci ile yaptı… Zoom üzerinden yapılan buluşmada koleksiyonunu inceleme imkanı bulan katılımcıların sorularını yanıtlayan Derin Mermerci, eserlerin onun için önemini vurgularken hikayelerini de paylaştı. Tansa Mermerci Ekşioğlu ve Derin Mermerci’nin sanat sohbetini kaçırmayın…

 

SPOT Projects, kültür ve sanat dünyasını yakından takip etmek isteyen sanatseverler için kurulan bağımsız bir sosyal girişim. SPOT.TER paketleri ile bireylere ve kurumlara sanat ve kültür alanında teori ve pratiğe dayalı programlar sunuyor. Yıl boyunca süregelen programlar farklı yaş gruplarında geniş bir kitleye hitap ediyor. Tüm üyelik paketlerinden ve sponsorluklardan elde edilen gelir ile SPOT Destek Fonu oluşuyor ve bu fon Türkiyeli sanatçılara üretim ve/veya eğitim imkanı ve diğer sanat etkinliklerine kaynak sağlıyor. Detaylı bilgi için tıkla.

Yaşam

Onur Ayına Hoşgeldiniz

ETKİNLİK

Onur Ayına Hoşgeldiniz

Yılın en renkli etkinliklerini kapsayan LGBTİ Onur Ayı (Pride Month) geldi. Her sene Haziran ayında kutlanan onur ayı aslında 1969 Stonewall Riots’ın yıldönümünü temsil ediyor.

Yaklaşık kırk yıl önce, 26 Haziran 1969’da trans, biseksüel, lezbiyen ve gay bir grup, New York’ta Stonewall Inn adlı barda, uğradıkları haksızlıklara topluca karşı çıkmışlar. Polisin ve toplumun baskılarına daha fazla sessiz kalmayıp, polis şiddetine karşı durmuşlar. İlerleyen günlerde barın bulunduğu sokak, şehrin dört bir yanından gelen LGBTİ’lerle dolup taşmış ve böylece bir şeyler değişmeye başlamış.

 

O gün bu gündür kutlamalar devam ediyor. Onur ayının vazgeçilmezi olan renkli sokak yürüyüşleri ve açık hava partiler bu sene mevcut sağlık önlemleri gereği dijital ortamda yapılacak. Amnesty International, UK Black Pride, Stonewall ve ParaPride güçlerini birleştirip Zoom ve TikTok gibi platformlar üzerinden gerçekleştirecekleri Pride Inside’ın takvimini hazırlamaktalar. Aktivistler, komedyenler, artistler, müzisyenler ve DJ’lerin katılımı ile bir çok online konuşma, performans ve atölye çalışmaları planlanıyor.

 

Henüz takvimi duyurulmayan dijital etkinliklerin 28 Haziran-5 Temmuz günleri arasında gerçekleştirilmesi bekleniyor.

Yaşam

Yaz Kokteylleri

Yaz Kokteylleri

Yaz aylarında ruhunuzu serinletecek ve göz zevkinize hitab edecek kokteyller ile evde geçirdiğiniz zamanı daha keyifli hale getirmeye ne dersiniz? DM ekibi olarak favori tariflerimizi paylaşıyoruz…

Votka Collins

Ekşi sevenlere salatalıklı bir kokteyl. Arzu edilirse cin ile de hazırlanabilir.

 

(1 Kişilik) 

1 kap ince dilimlenmiş salatalık 

12 taze nane yaprağı 

Yarım limonun suyu 

1 ½ shot bardağı votka

 

Bir kapta salatalıklar suyunu salana dek nane yaprakları ile beraber iyice ezin. Limon suyu ve votkayı da ekledikten sonra karıştırıp bol buzlu bir bardağa süzerek dökün. İnce salatalık dilimi ve nane yaprağı ile servis edin.

Paloma Kombucha

Meksika’nın geleneksel kokteyllerinden biri olan Paloma’ya baharatlı bir dokunuş yapabilirsiniz. Zencefil aroması ve greyfurtun ekşi tadı tekilalı içeceğinizi bir üst boyuta taşıyacak. Arzu ederseniz beyaz tekila ile de deneyebilirsiniz. 

 

(1 Kişilik) 

2 shot bardağı reposado tekila 

1 shot bardağı triple sec 

2 shot bardağı greyfurt suyu 

2 shot bardağı zencefilli kombucha  

 

Tekila, triple sec ve greyfurt suyunu karıştırın, buzlu bardağa dökün, üzerine istediğiniz kadar zencefilli kombucha ekleyerek servis yapın.

Şeftali Smash

Viski sevenler için hafif bir yaz kokteyli… Şeftali yerine kayısı ile de deneyebilirsiniz. Ama nanesi olmazsa olmazı! 

 

(6 Kişilik) 

2 shot bardağı bourbon viski 

1 shot bardağı limon suyu 

6 – 8 yaprak taze nane 

1 çay kaşığı agave şurubu (yoksa bal) 

¼ su bardağı küçük doğranmış şeftali 

2 shot bardağı maden suyu 

Ezilmiş buz 

 

Shaker içine limon suyu, nane yaprakları ve şeftali dilimlerini koyup şeftaliler biraz parçalanana kadar ezin. Bourbon ve agave şurubunu da ekleyip iyice çalkalayın. Ezilmiş buzları bardaklara koyup karışımı üzerlerine dökün (parçacıklar da gelebilir). En son maden suyunu ekleyip karıştırıp taze nane yaprağı ile servis yapın.

Espresso Martini

Yaz sofralarında yemek sonrası kahve yerine ikram edebileceğiniz alkollü bir alternatife ne dersiniz? 

 

(1 Kişilik) 

1½ shot bardağı votka 

1 single shot espresso 

¾ shot bardağı kahve likörü 

1 tutam tuz 

 

Votka, espresso ve kahve likörünü shaker içinde buz ile beraber çalkalayın. İyice soğuduğundan emin olunca bir martini bardağına süzerek dökün. Üzerine bir tutam tuz atıp kahve çekirdekleri ile süsleyerek servis edebilirsiniz.

Sparkling Rose

Biraz sangria’yı anımsatan ama çok daha hafif ve serinletici olan bu şarap bazlı kokteyli hazırlamak çok kolay.

(1 Kişilik) 

2 shot bardağı rose şarap (tercihen Pinot Grigio Blush) 

1 veya arım shot bardağı maden suyu 

Kırmızı meyve 

Biberiye 

Şarap bardağına buz, rose ve maden suyunu koyun, içine ahudu, böğürtlen veya çilek gibi meyveler atın. Servis yaparken bir dal biberiye de ekleyebilirsiniz.

Yaşam

Seyahat Hayali Serbest

Seyahat Hayali Serbest

Dünyanın büyük bir kısmı halen COVID-19 ile boğuşsa da, seyahat hayalleri hepimizin paylaşabileceği ortak bir kurtarıcı. Günümüzde kendimizi normal bir durumda hayal edebilmek önemli, şimdilik kanepede oturup seyahat programı izlemenin ötesine geçemesek bile. 

İçinde bulunduğumuz belirsiz zamanda anksiyete seviyemiz tırmanmaya devam ederken bir yandan da karantina bitip, seyahat kısıtlamasının kalkması ile gideceğimiz yerlerin hayali ile yaşıyoruz. Kimimiz sıcacık kumsalın ve masmavi denizin hayalini kurarken kimimiz de Paris’in ara sokaklarındaki geleneksel cafelerden birinde içtiği kahvenin kokusunu içine çekiyor. DM ekibi olarak ölmeden önce görülmesi gereken yerler listemizi aşağıda paylaşıyoruz.

İtalya, Positano - Villa Treville

İtalyan olan herşeyi seviyoruz… Mimarisinden, yemeğine, insanından modasına, seyahat etmek için en keyifli yerlerden olan bu ülke maalesef pandemi dönemini en zor geçirenlerden. Keşfedilmemiş bir çok bölgesi olan ülkede favori destinasyonumuz Positano’da Villa Treville. Eskiden efsanevi film ve opera yönetmeni Franco Zeffirelli’nin evi olan bu yapı, dekoratör Renzo Mongiardino tarafından tasarlanmış. Akdeniz’deki en büyüleyici manzaralardan birini sunan mekan cennetten bir köşe. Şehir merkezindeki Le Sirenuse’da yiyeceğiniz muhteşem akşam yemeği ile hayallerinizdeki lezzet şölenini de yaşayacaksınız. 

Tayland, Phuket - Amanpuri

Hayalinizdeki seyahat Asya kıtasındaysa Aman otellerinin Phuket’deki Wellness merkezi Amanpuri tam size göre. Phuket’in doğu kıyısında yer alan otel tam bir huzur yuvası. Muhteşem yeşillikteki bahçesi ve hindistan cevizi ağaçları ile çevrelenirken, kumsalın ve denizin güzelliği gözlerinizi kör edecek. Thai masajı seviyorsanız Spa’sına bayılacaksınız. Otel dışında geleneksel ama bir o kadar da fine dining deneyimi yaşamak isterseniz Blue Elephant’a gitmenizi öneririz.

Fas, Marakeş - Berber Lodge

İsveç mimar Romain Michel-Ménière’in, Marakeş Yves Saint Laurent Müzesini tasarlayan Studio KO ekibinden yardım alarak inşa ettiği Berber Lodge, Atlas Dağlarının eteklerinde yer alıyor. Afrika esintileri taşıyan ama kendine has karakteri olan otelin restoranı Akdeniz-Fas mutfağının iyi örneklerinden. Otel misafirleri ile bizzat ilgilenen Michel-Ménière sayesinde iyi bir deneyim yaşayacaksınız.

Meksika, Riviera Maya - Rosewood Mayakoba

Wellness seyahatlerini sevenlerdenseniz Riviera Maya’daki Mayakoba’ya bayılacaksınız. Bembeyaz kumsallar ve zümrüt yeşili ormanlar arasında kaybolurken akıl, beden ve ruh ritüelleri ile yenileneceksiniz. Eski Maya kültüründen esinlenerek hazırlanan dengelenme terapilerini mutlaka denemenizi öneririz.

Yaşam

Türkan Saylan’ı Anıyoruz

HABER

Türkan Saylan'ı Anıyoruz

Yaşamını eğitime ve bilime adayarak binlerce insana umut ışığı olan bir kadın: Türkan Saylan. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu Saylan, onbir yıl önce bugün aramızdan ayrıldı. Ancak yetiştirdiği “kardelenler” çiçek açmaya; onurlu mücadelesi ise hâlâ bizlere ilham vermeye devam ediyor.

Hikayesini kısaca hatırlarken, 74 yıllık ömrününün tamamını başkalarının iyiliğine adayan bu unutulmaz kadını sevgi, saygı, özlem ve minnetle anıyoruz.

 

“Her çiçeğin kar altından güneşe giden masalında…”

 

İstanbul Üniversitesi’nde tıp okuyan Saylan, deri ve zührevi hastalıkları alanında uzmanlaşmış, 1971 yılında Fransa ve İngiltere’ye giderek yüksek eğitim almıştır. Ülkemizde cüzam olarak bilinen, lepra hastalığı ise onun ihtisas alanıdır. Türkiye’de, hatta dünyada cüzam hastalığının gerilemesi onun katkıları sayesinde olmuş, köy köy dolaşarak yaptığı eşsiz çalışmalarının sonucunda kendisine Hindistan’da “Uluslararası Gandhi Ödülü” verilmiştir.

 

Katkıları sadece tıp alanında olmamış, çocukların özellikle kız çocuklarının eğitimlerini sürdürmeleri için faaliyet gösteren, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni kurmuş ve eğitim alanında da eşsiz katkılara imza atmıştır. “Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş insan ve çağdaş topluma ulaşmak” gayesiyle yola çıkan vakıfta eğitime muhtaç birçok çocuğa, özellikle “Kardelen Projesi kapsamında binlerce kız çocuğuna burs sağlamıştır.

 

*Bu yazı 18.05.2018 tarihli derinmermerci.com yazısının tekrarıdır.

Yaşam

Yatak Odasında Feng Shui​

DEKORASYON

Yatak Odasında Feng Shui

Elbette hepimiz uyuyoruz, ama gerçekten iyi uyuyor muyuz? 2016 yılında yapılan bir klinik araştırmaya göre üç yetişkinden biri yeterli uyku almıyor. Siz de en az yedi saatlik kesintisiz uyumayanlardansanız bu durumun yatak odanızın şekli ile bir ilgisi olabilir…

Yatak odamız evimizdeki en kişisel alanlardan biri. Evde geçirdiğimiz saatlerin büyük çoğunluğunu burda geçiriyoruz. Eğer bu alan dar, sıkışık, havasız ve keyifsizse tüm gününüzü etkileyecek bir gece geçirmenize neden olabilir. Sıkışık bir alan sıkışık bir zihin demektir bu da anksiyeteye sebep olur. Eğer gergin hissederseniz rahat uyku uyuyamazsınız.

 

Feng shui, doğa ile uyumlu yaşamayı öğretir. Doğadaki enerji akışını hayatımıza nasıl uyarlayacağımız konusunda yol gösterir. Peki yatak odamızın doğru enerji akışında olup olmadığını nasıl anlarız? Öncelikle kendinize şu soruları sorun; yatak odamda vakit geçirmeyi seviyor muyum?, dinlenmiş ve huzurlu uyanıyor muyum?… Eğer cevabınız iki soruya da evet değilse bir takım değişiklikler yapmanız şart demektir.

 

İlk yapmanız gereken yatağınızın pozisyonunu doğru ayarlayarak odaya hakim olduğunuz bir duruma gelmek. Odaya hakim olmak aynı zamanda hayatta yeni fırsatalara açık olup daha berrak bir gözle bakabilmeyi getiriyor. Bunu aklımızda tutarak yatağımızı kapıyı görebilen bir konuma yerleştirmeliyiz. Odanın kapısını görmediğimiz zaman, kapalı bir yerde olduğunu düşünen beyin stres hormonu salgılıyor. Yatak başı ise istikrarlı, konforlu ve dengeli bir alan yaratılmasını sağlıyor. Özetle, yatak başının duvara dayandığı, yatağın iki yanında boşluk olduğu ve kapıyı gördüğü bir pozisyon gerekiyor.

 

Dağınıklık rahatlamayı zorlaştırır. Gereksiz eşyalardan kurtulmak, sadeleştirmek sizi rahatlatacaktır. Komidinin üzerinde çok eşya olmasın. Okuduğunuz kitap, okuma lambanız ve sevdiğiniz bir obje yeterli.

 

Etrafımızdaki her şeyin enerjisinden direkt etkilendiğimiz düşünülürse uçuk mavi, uçuk yeşil, toprak tonları gibi doğal renkler kullanmak, yatak takımlarında da kaliteli doğal kumaşlar tercih etmek rahatlamamız için çok önemli.

 

Feng shui prensiplerine göre yatağın altının boş olması enerjinin doğru akması için gerekli. Dolayısıyla yatak altını boş tutmanız iyi olur. Ama bazalı bir yatağınız varsa veya bu alanı depo alanı olarak kullanmak durumundaysanız seçtiğiniz objeler eski fotoğraf albümleri gibi duygusal ağırlığı olan objeler olmasın. 

 

Tatlı rüyalar…

Yaşam

Nedir bu Ashwagandha?

SAĞLIK

Nedir bu Ashwagandha?

Ashwagandha Hindistan’da yetişen ufak sarı çiçekleri olan odunumsu bir bitki. Üç bin yıldan fazladır Ayurvedik tıpta önemli bir yeri var. Genellikle anksiyete tedavisinde, enerji yükseltmede, yaşlanmayı yavaşlatmada ve enfeksiyon ile savaşmada kullanılıyor.

Ashwagandha adaptojen bitkiler sınıfına giriyor. Adaptojenler dengemizi geri kazanmamıza ve stres ile daha iyi başa çıkmamaza yardımcı oluyor.

 

Bu mucize bitkinin faydalarını modern tıp da kabul etmiş durumda. Araştırma sonuçlarına göre stres ve anksiyeteyi azaltmada o kadar etkili ki lakabı ‘’doğanın Xanax’ı’’ olarak geçiyor. Ayrıca buna bağlı kolestrol seviyelerini de düşürdüğü ispatlanmış. Ama bu demek değil ki aldığınız an sakinleyeceksiniz. Düzenli kullanıldığında birkaç hafta sonra etkisini göstermeye başladığını unutmayın.

Günde 300-500 mg arası ashwagandha kökü ekstraktı belirlenmiş standart doz olarak geçiyor. Sabah kahvaltı ile alınması yada gün boyu öğünlere bölünmesi tavsiye ediliyor. Bu takviyeyi kapsül veya toz şeklinde içeceklerinize katarak tüketebilirsiniz ama tadının pek de güzel olmadığını belirtelim.

 

Her ne kadar güvenli olduğu bilinse de bazı durumlarda hormon ve kan şekeri seviyelerini etkileyebileceğinden, otoimmün hastalığı olanların dikkatli kullanmasında fayda var. Kullanmadan önce doktorunuza danışmanızı öneririz.

Yaşam

Anneler Günü Hediye Rehberi

Anneler Günü Hediye Rehberi

Anneler Gününde hepimiz annelerimize sıkıca sarılıp onu öpücüklere boğmak isteriz. Yada tanıdığımız ve sevdiğimiz anneleri hediyeler ile şımartmayı amaçlarız. Ama bu sene COVID-19 sebebiyle çoğumuz bunu yapamayacağız. 
Neyse ki uzaktan da olsa annelerimizi sevindirmemizi sağlayacak hediye ve kutlama seçeneklerimiz mevcut. Bu özel günde onlara kendilerini özel hissettirmek için önerilerimize bir göz atın…

Evde ziyafet

Annenizi alıp dışarıda yemeğe çıkartamıyor olabilirsiniz, üzülmeyin. Ona restoran kalitesinde her detayı düşünülmüş bir evde ziyafet hediye edebilirsiniz. Gram İstanbul gibi bazı rrestoranlar tüm malzemeler ayıklanmış, porsiyonlanmış bir şekilde tarif kartlarıyla beraber kapıya menu getiriyor. Annenize sadece pişirmesi kalıyor. Hele ki oruç tutuyorsa hazır iftar yemeğine kim hayır diyebilir ki?

Çiçek olmazsa olmaz

Akıllara ilk gelen çiçek yollamak. Ama gelin bu sefer buket veya aranjman yerine, evden çok dışarı çıkamayan annelerimizin evine saksıda bir yeşil bitki yollayalım. Bu bitkinin bakımı ile ilgilenmek de ona iyi gelecektir hem de her baktığında sizi hatırlayıp mutlu olacaktır.

Sanat sever anneler için

Annenize bu sene resim, heykel, baskı gibi pek çok kategoride orijinal bir sanat eseri hediye edebilirsiniz. İstanbul içinde ikamet ediyorsa bu online galeriden hemen bütçenize göre bir eser sipariş edebilir ve gün içinde teslim edilmesini isteyebilirsiniz. Başka şehirde ikamet ediyorsa hediye çeki alabilirsiniz, daha sonra istediği eseri kendi seçer.

Tatlı yesin tatlı konuşsun

Dışarıdan bir şey yollamak istemiyorsanız, onun için kendi ellerinizle sevdiği bir tatlıyı yapıp kapıdan güzel bir notla bırakabilirsiniz. Sonra da görüntülü konuşmada karşılıklı tatlılarınızı yiyerek hasret giderirsiniz.

Biraz da şımarsın

Karantina sebepli uzun süredir bakımsız kalmaktan şikayet eden annenize karantina bittikten sonra kullanılmak üzere bir cilt bakımı hediye edebilirsiniz. Hatta almışken kendinize de alın, uzun zamandan beri annenizle beraber yapacağınız ilk aktivite bu olabilir.

Yaşam

Karantinada İzlenecek Diziler

EĞLENCE

Karantinada İzlenecek Diziler

Bir süredir evde oturmamızı gerektiren sokağa çıkma yasağı sebebiyle haftasonu kavramı hepimiz için biraz değişti. Ama kabul edelim zaman zaman işimize de geliyor. Özellikle de iyi bir diziye takılıp arka arkaya tüm bölümleri izlemenin verdiği keyif sayesinde vaktin nasıl geçtiğini anlamıyoruz. İzlediğimiz ve beğendiğimiz dizilerden sizin için bir liste oluşturduk. Evde kalın, sağlıkla kalın!

The Man in the High Castle

Philip K. Dick’in ödüllü romanından uyarlanan dizi Müttefik Devletler’in 2. Dünya Savaşı’nı kaybettiği ve Japonya ile Almanya’nın birleşip Amerika Birleşik Devletler’ini yönettiği bir alternatif tarihi konu alıyor. Kaliteli prodüksiyonu ve muhteşem oyuncu kadrosu ile soluksuz izleyeceğiniz bu diziyi Amazon Prime’da dört sezon olarak bulabilirsiniz.

Grace & Frankie

Gülmek istiyorsanız mutlaka izleyin! Emmy adaylığı bulunan bu dizide, mülayim Grace ve eksantrik Frankie, kocaları birbirine aşık olup onları terk edince yakın arkadaş olurlar ve maceradan maceraya koşarlar. Netflix’de altı sezonunu da bulabileceğiniz dizinin baş rol oyuncusu Jane Fonda’nın enerjisi size iyi gelecek…

Sex Education

Son dönemin en popular İngiliz dizilerinden biri yine Netflix’den. Her ne kadar gençlik dizisi gibi görünse de her yaşa hitab ediyor. Öz güvensiz Otis, ilişki terapisti annesi sayesinde cinsel konular hakkında bilgi sahibidir. Asi arkadaşı Maeve ona okulda bir seks terapisi kliniği açma teklifi ile gelir ve konu burdan sonra enteresan yerlere gider.

Succession

Amerika’da bir medya imparatorluğunu yöneten Logan Roy ve ailesinin iktidar savaşına tanık olduğumuz Altın Küre ve Emmy ödüllü dizinin başrollerinde usta aktör Brian Cox oynuyor. Hiciv türü dizileri seviyorsanız buna bayılacaksınız. Diziyi beIN Connect’den izleyebilirsiniz.

Afterlife

Eşinin ölümünü kabullenmekte zorlanan bir gazete yazarı, çevresine karşı hırçın bir kişiliğe bürünür. İngiliz kara mizahı seviyorsanız mutlaka Netflix’den bu diziye bir göz atın.

Dead To Me

Christina Applegate’in baş rolde oynadığı bu dizi dram-komedi türünde. Eşinin ölümüne neden olan vurkaç olayına karışan sürücüyü arayan öfkeli bir dul, pek de göründüğü gibi olmayan tuhaf bir iyimserle arkadaş olur. Netflix’de birinci sezonu bulabilirsiniz, ikinci sezonu ise 8 Mayıs’da yayında.

Aşk 101

Samimi, sıcacık bir Türk dizisi isterseniz size Aşk 101’i öneririz. Öğretmenlerinin bir basketbol koçuna âşık olmasını sağlamaya çalışan dört isyankâr ve birbirine benzeyen öğrenci, birlikte dostluğu, aşkı ve kendileri gibi olmayı öğrenir. Netflix’den izlenebilir.

Workin' Moms

Gülme garantili bir Netflix dizisi. Doğum izni sona eren ve işe geri dönme zamanı gelen dört annenin çocukları, patronları, aşk hayatları ve günümüz Torontosu’nun yaşantısıyla başa çıkmaya çalışma halleri…

Handmaid's Tale

Sekiz dalda Emmy ve iki dalda Altın Küre ödüllü 2017’nin en çok ses getiren dizisini hala izlemediyseniz başlamak için doğru zaman şimdi. Margaret Atwood’un ödüllü ve çok satan “Damızlık Kızın Öyküsü” isimli romanından uyarlanan drama dizisi, çevresel felaketler ve düşen doğum oranları karşısında kadınlara devlet mülkü gibi davranan tutucu bir rejimi konu alıyor. Elisabeth Moss’un oyunculuğuna hayran kalacaksınız. Diziyi Blu Tv’den izleyebilirsiniz.

Lucifer

Fantastik türde dizi seviyorsanız bu şeytan kanınıza girecek! Cehennemin Efendisi olmaktan bıkan şeytan, Los Angeles’a yerleşir, bir gece kulübü açar ve bir cinayet dedektifine aşık olur. Yakışıklı Tom Ellis’in şeytanı ve komik hallerini dört sezon olarak Netflix’de veya Blu Tv’de izleyebilirsiniz.

Yaşam

Kentsel Ormanlar

Kentsel Ormanlar

Bahar aylarını evde geçirdiğiniz için üzülmeyin. Urban Jungle (Kentsel Orman) trendi sayesinde doğa artık evinizin içinde…

Kimi gelip geçen, pratik olmadığı için uygulanamayan trendin aksine, Urban Jungle trendini deneyen bir daha vazgeçemiyor. Her mekana uyum sağlayarak enerjiyi pozitife çeviren, ortamı oksijenle dolduran yeşil bitkiler olmadan bir hayat zaten nasıl düşünülebilir ki? İşte evde kendi ormanınızı yaratmanız için bir kaç ipucu…

Saksıda Bitkiler 

Öncelikle evinizde uygun bir köşe belirleyin. Unutmayın çoğu yeşil yapraklı bitki aydınlık ister ve direk güneş ışığı sevmez. Daha sonra küçük ormanınızı oluşturmak için bitkilerinizi seçmeye başlayın. Internetten satış yapan bir çok botanik mağazası var, buralardan istediğiniz bitkiye uygun saksı çeşitleri de bulabilirsiniz.

 

Şu sıra en popüler ve ev ortamına uygun olan yeşil bitkiler arasında Monstera, Strelitzia, Ficus Lyrata, Kentia, Sansevieria Trifasciata (Paşa Kılıcı) ve Cocos Nucifera var. Bunların arasında Paşa Kılıcı ters solunum yaptığı için yatak odasında da konumlandırmaya uygun, böylece geceleri odaya oksijen verecek ve mışıl mışıl uyumanızı sağlayacak.

 

Seçtiğiniz bitkinin bakım talimatlarını internetten yada satın aldığınız yerden kolayca öğrenebilirsiniz.

Egzotik Duvar Kağıdı

Sadece bitkiler beni kesmez diyorsanız, Urban Jungle dekorunuza bir de egzotik desenli duvar kağıdı ekleyebilirsiniz. Egzotik desenlerden oluşan bir duvar kağıdı ev ortamınıza bir anda hayat getirecek. Kahve, bej, yeşil, mavi, beyaz gibi doğa renklerinin olduğu kombinasyonları tercih edebilirsiniz. Hem klasik hem de minimal sevenler için desen alternatifleri olan online sitelerden siz de evinize uygun bir duvar kağıdı bulabilirsiniz.

Objeler

Doğal malzemelerden yapılmış objeler yarattığınız bu köşeye çok yakışır. Sepetler, ahşap objeler, duvar süsleri, seramik saksılar, metal hayvan heykelleri, cam vazolar… 

 

Kuralsız bir stiliniz varsa daha bohem parçalara yönelebilirsiniz. Düzen seviyorsanız minimalist ve modern seçimlerle kentsel ormanınızı zevkinize göre oluşturabilirsiniz.

Yaşam

Mutfakta Biri Var

BESLENME

Mutfakta Biri Var

Son zamanlarda siz de mutfakta eskisine göre daha çok vakit geçiriyor ve evdeki mevcut mutfak gereçlerinin ne kadar yetersiz olduğunu farkediyorsanız doğru yerdesiniz! Alışveriş alışkanlıklarımızın değiştiği şu günlerde yeni mutfak gereçleri almak için doğru zaman olabilir. Bir kaç iyi alet ve gereçle yemek pişirme zevkinizi ikiye katlayabilirsiniz. Sizin için en beğenilen pratik mutfak ürünlerini bu yazıda topladık…

Blender

İyi bir blender mutfakta en çok işinize yarayacak gereçlerden biri. Domates püresinden çorbaya, ev yapımı badem sütünden çeşit çeşit smoothie yapmaya yarayacak ve en iyi dostunuz olacak.

Kahve Makinesi

Artık sabahları evden çıkıp en sevdiğiniz kahve dükkanına uğrayıp taze demlenmiş kahvenizi alamadığınıza göre eve kaliteli bir kahve makinesi alma vakti geldi de geçiyor demek… 

Bıçak

Bir şef kadar çok çeşit bıçağa ihtiyacınız tabii ki yok ama en azından soymak, doğramak ve dilimlemek için kaliteli bir tane edinmeniz iyi olur. 

Kesme Tahtası

Güzel bir kesme tahtasını hem kesme işlemlerinizde hem de isterseniz şarküteri sunumlarınızda kullanabilirsiniz.

Pişirme Kabı

Şu sıralar instagram’da gördüğünüz her tarifi denemek istediğinizi biliyoruz! Çeşitli boylarda fırına girebilen ısıya dayanıklı pişirme kapları edinmeniz bu durumda gerçekten gerekli. 

Salata Kurutucu

Hala yoksa mutlaka edinmeniz gereken bir gereç. Sağlıklı beslenmek için bolca salata tüketmeyi ihmal etmeyin ama ıslak ıslak da servis edilmez o yeşillikler… 

Tava

Pişirme sonrası temizlikle uğraşmak sizin de hoşlanmayacağınız bir şey diye düşünerek, yapışmayan seramik tavalardan hemen bir tane almanızı öneriyoruz. 

Yaşam

Evde Saç Boyama​

Evde Saç Boyama

Kuaföre gidemediğimiz bu günlerde uzayan dipler, beyazlar ve matlaşan saçlar hepimizin çok canını sıkıyor. Ama evde saç boyamak sanıldığı kadar zor değil, birkaç basit öneri ile siz de yapabilirsiniz. Nasıl mı?

Öncelikle saçınızı boyayacağınız gün saçlarınız çok temiz olmasın, en azından bir gün geçmiş olsun son yıkamadan. Uzmanlar böylece hem boyanın daha iyi tutacağını hem de diplerinizin yanmayacağını söylüyor. 

 

Dip boya yapacaksanız kuaförünüzü arayıp size uyguladığı rengin kodunu öğrenin. Bu koda karşılık gelen hazır krem boyalara büyük marketlerden veya internetten kolayca ulaşabilirsiniz. Edindiğiniz boya kutusunun içinden eldiven, boya karışımları, aplikatör, şampuan ve saç kremi çıkacaktır. Karışımı nasıl hazırlayacağınızı tarif eden bir broşür de yer alacaktır. 

 

Bu linkteki gibi bir krem boya işinizi görecektir…

 

Market boyası kullanmak istemezseniz kuaförünüzden sizin için boyanızı hazırlamasını da isteyebilirsiniz. Yine aynı şekilde kendiniz uygulayabilirsiniz.

 

Boyanın üzerinize ve yere sıçrama ihtimaline karşı önleminizi alın. Bir tane de yıkanabilir, plastik tarak ve toka edinin.

 

Boyayı hazırlayıp saça sürülecek hale getirdikten sonra, saçlarınızı tarayın ve ortadan ayırın. Alnınızdan başlayıp, kafanızın arkasına kadar ayrılan saç çizgisini boylu boyunca boyadıktan sonra, tarakla saçı tekrar ayırın ve aynı işlemi oraya da uygulayın. Şerit şerit ayırarak saçınızın üst kısımlarını komple boyadıktan sonra biten bölümü toka ile yukardan tutturun ve enseden başlayarak bu kez saçı tarakla yatay olarak ayırarak arka dipleri de aynı şekilde boyayın. Görmeden nasıl yapacağız dediğinizi duyar gibiyiz ama merak etmeyin oluyor. 

Eğer tüm saçınızı boyamak gibi bir isteğiniz varsa saçınızı güzelce tarayın ki boya saçınıza iyice yayılsın. Saçınızın geri kalanını tutam tutam ayırarak boyayı sürün ve masaj yaparak her yere yedirin.

 

Şimdi sıra kutuda belirtilen süre kadar beklemeye geldi.

 

Süre dolduğunda saçlarınızı şampuan ile yıkayın, kremleyin ve işte bu kadar!

 

Saç bakımı ile ilgili merak ettiğiniz başka konular için Saç Tasarımcısı Cemil İrez’in Spotify’daki podcast’lerini takip etmenizi tavsiye ederiz…

Yaşam

Evde Tek Başına

Evde Tek Başına

Dünyayı etkisi altına alan pandemi ile başa çıkmaya çalışan herkesin yaşam tarzı değişikliklerine uyum sağlama süreci farklı olabilir. Karantina süresince evde lezzetli yemekler yapmak, stresi azaltmak için hareket etmek, bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için yeni yöntemler keşfetmek ve evde uygulanabilir güzellik bakımlarına yönelmek gibi konular bu dönemde herkesin gündeminde. İlham alabileceğiniz sosyal medya hesaplarını sizler için seçtik…

Yemek

Lezzetli bir öğün önemli. Zamanımızın neredeyse çoğunu evde geçirdiğimiz düşünülürse elimizdeki malzemelerden üretebileceğimiz leziz ve sağlıklı tarifler için ilham alabileceğiniz bir hesap: Pinch of Yum

Hareket

Enerjimizi dengelemek, stresi azaltmak ve ter atmak için evde yapabileceğimiz bir çok antreman mevcut. Dengede kalmak için Flov Studio’nun instagram hesabında canlı yayınladığı günlük yoga ve meditasyon seanslarına katılabilirsiniz veya Mehmet Çetin hocanın ev antremanları ile tüm kas gruplarınızı çalıştırabilirsiniz.

Bakım

Kendimizi ruhsal olarak iyi hissetmek bakımlı olmaktan geçiyor. Cildimize, saçımıza, vücudumuza ve tırnaklarımıza yapacağımız basit bakım ritüelleri ile hem iyi hissederiz hem iyi görünürüz. Güzellik ilhamı için takip edebileceğiniz bir hesap: Byrdie Beauty

Sağlık

Koronavirüs ile ilgili hala bilinmeyen bir çok detay var. Ama temelde bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız gerektiği her uzman tarafından belirtiliyor. Bağışıklığımızı güçlendirmek için neler tüketmeliyiz, alabileceğimiz takviyeler neler olmalı konusunda tavsiyelerine kulak verebileceğimiz bir hesap: Sağlıklı Yaşıyoruz

Yaşam

Probiyotikler Neden Gerekli?​

SAĞLIK

Probiyotikler Neden Gerekli?

Hepimizin bildiği üzere probiyotikler yaşayan, doğal şekilde bağırsaklarda var olan dost bakterilerdir. Bağırsak hareketini düzenlemeye, yararlı bakterileri artırmaya, zararlı bakterileri önlemeye yardımcı olarak, bağışıklık sistemimizi destekler, kalp sağlığımızı korur ve cildimizi güzelleştirir.

 

Uyguladığınız beslenme biçiminin bağırsak floranızı dengede tuttuğunu nasıl bilebilirsiniz? 

 

En önemli gösterge ishal, kabızlık, şişkinlik ve gaz sorunları yaşamıyor olmanızdır. Bu dengeyi kurmanın birkaç yolu vardır; Yararlı bakterileri besleyen prebiyotik tüketmek (bitkisel lif), probiyotik içeren fermente yiyecekler tüketmek (turşu, yogurt..) veya probiyotik takviyesi almak. Ayrıca bağırsaklarda iltihap oluşturmayacak besinler tüketmek de çok önemlidir. Çölyak hastaları için tamamen glütensiz beslenmek gibi. Örneğin buğday, süt gibi ürünlere karşı oluşan gıda intölernasları da bağırsaklarda iltihaba sebep olur ancak saptanması biraz zor olabilir o nedenle bir profesyonelden yardım almak iyi olabilir.

 

Probiyotik takviyesi seçiminde türü ve miktarı büyük rol oynar. Ayrıca bu yararlı bakteriler vücuda girdikten sonra çok uzun yaşamazlar o nedenle günlük olarak düzenli tüketmek çok önemlidir. Takviye almak istemeyenler her zaman taze meyve ve sense tüketerek de bağırsak florasını düzene sokabilir, bu durumda da gaz yapmayanları tercih etmekte fayda vardır. 

 

Vücudunuzun sesini dinleyin!

Yaşam

DM x NetWork Şerefine Işıltılı Gece

ETKİNLİK

DM x NetWork Şerefine Işıltılı Gece

Elbette, Derin Mermerci teşekkür konuşması yapmayı da ihmal etmedi. “En küçük detayına kadar benim stilimi yansıtıyor, tasarımlar tam ‘ben’ gibi oldu” diyen Mermerci, tüm bu süreçte onunla çalışan, DM ekibine, NetWork’e, markanın tasarımcısı Elif Cığızoğlu’na, Uğurhan Akdeniz ekibine ve geceye özel lezzetler hazırlayan Carlo Bernardini’ye de teşekkürlerini sundu.

NetWork mağazalarında ve markanın web sitesinde yerini alan özel koleksiyonda; kaftanlar, yakası işlemeli uzun hırkalar, tül elbiseler, metalik görünümlü etekler ve maskülen takımlar öne çıkıyor.

Bu ışıl ışıl geceyi Bige Yalın’ın objektifinden görmeye davetlisiniz.

Yaşam

DM x NetWork Şerefine Renkli Gece

ETKİNLİK

DM x NetWork Şerefine Renkli Gece

Mermerci’nin “Bu yaz ben ne giymek isterdim?” sorusunun yanıtı olarak adlandırdığı koleksiyon, özel bir sunum eşliğinde tanıtıldı. Sunumun ardından Derin Mermerci sahneye çıkarak, NetWork ekibine, markanın tasarımcısı Elif Cığızoğlu’na, geceyi hazırlayan Uğurhan Akdeniz ve ekibine teşekkürlerini sundu; ortaya çıkan koleksiyondan duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Geç saatlere kadar süren partide, önce canlı performansıyla Zeynep Bastık, ardından DJ Kiwi misafirlere eşlik etti.

60 parçadan oluşan DM X NetWork koleksiyonuna network.com.tr ve NetWork mağazalarından ulaşabilirsiniz.

Yaşam

DM Stil Beymen’de…

ETKİNLİK

DM Stil Beymen'de...

        Beymen’in bünyesinde bulunan markalardan, Derin Mermerci’nin seçimleriyle mini bir koleksiyon hazırlandı. Bir hafta boyunca Zorlu Beymen’de sergilenecek olan koleksiyonda her bir “look” Derin Mermerci’nin kendi stilini yansıtan parçalardan oluşuyordu.

      Derin, DM ekibi, Beymen ailesinden Gülden Büyükucak, Murat Türkili, Barlas, Medine, Tuğba, Mustafa, Umut ile etkinliğin yapıldığı mekanı kendi tarzlarına göre süslediler.

      Art deco tasarımlar, evrensel adı (bleu blanc) olan mavi ve beyaz renkli porselenden yapılmış çin vazoları, çeşitli yerlerden getirtilip bir gece öncesinden etkinlik alanına yerleştirildi. Ortama bahar dalları ve mimozalar hakimdi…

      Morini’nin lezzetli ikramlarıyla şenlenen kokteyl, katılan insanların keyifli halleri ve kahkahalarıyla daha da güzel ve samimi bir ambiyans yarattı.

      Dj Tankut’un çaldığı müziklerle enerjisi yükselen ortam, Ömer Aslan’ın video çekimleriyle ölümsüzleşti.

PERDE ARKASI

Yaşam

Tansa Mermerci Ekşioğlu Bölüm 2

SOHBET

Tansa Mermerci Ekşioğlu 2.Bölüm

Tansa, biraz bu evden de bahsetmek istiyorum. Hepimizin hayatında çok özel anıları olan bir ev. Ben tam şu köşede babamın briç masasının olduğunu hatırlıyorum. Babam ve arkadaşları briç oynarken ben içeri girip “baba nasıl gidiyor briç” diye sorduğumda, babamın “Derinciğim, otur izle bizi, bu çok güzel bir akıl oyunudur. İleride, Alzheimer gibi hastalıklara yakalanmanı engeller, beyin jimnastiğidir” cevabını anımsıyorum. Ya da başka bir zaman da burayı, Bayan Stella’dan aldığım korkunç testleri çözmek için ter döktüğüm, corner olarak hatırlıyorum. Biz de yıllar sonra seninle böyle bir söyleşi gerçekleştiriyoruz. Bu evde çok güzel anılarımız oldu, çok güldük…

Çok da ağladık…

Çok da ağladık… Bizim aile hayatımızla ilgili en basic anlatabileceğin neler var?

Neler yok ki…

Çok genel oldu ama şöyle başlayayım: Okul hayatımda Tansa bana her zaman öğretmenlik yaptı. Hatta hatırlıyorum, sen bana günlerce tarih dersi çalıştırırdın.

Evden gelecek olursak… Bu aile evimiz… Sanırım biz bu evi 94’te bıraktık. Bir daha hiç gelmemek üzere bıraktık. Hem çok pozitif anılarımız oldu, hem çok üzücü anılarımız oldu. Anneannemizi kaybettik, babamızı kaybettik. Dolayısıyla, bir daha açmamak üzere terk ettik. Sonra, Yosun’un düğünüyle bu evi tekrar açtık. Daha sonra Sinan’ın doğumuyla ben buraya taşındım. O günden beri yani 9 senedir bu evde yaşıyorum. Tabii ki çok güzel, İstanbul içinde ama İstanbul dışında bir hayat içindesin. Sanatımı da sergileyebileceğim dünya kadar mekanı olan güzel bir evde yaşıyorum. Çok şanslıyım bu bakımdan. Aile için de sana söyleyebileceğim en güzel anı, bizim bağlılığımız olur. Biz dördümüz bir araya geldiğimizde en kıymetli zamanları geçiriyoruz, vakit çok hızlı geçiyor. Ben bu yaşıma geldim, sen bu yaşına geldin ve çok haklısın… Senin büyüdüğün esnada babamızı kaybettiğimizden dolayı ben sana biraz daha fazla analık ve babalık etmek durumunda kaldım. Ama onun öncesinde de iyi bir öğrenci olduğum için, demek ki seni de çalıştırma hissiyatım doğdu ve hatırladığım bazı şeyler var. Mesela senin çok detaycı olman, her zamanki halin, büyüdün yine öyle oldun. Yok efendim, kaç süvari kimle savaşa girmiş, yok efendim kaç atlı gelmiş, yok bilmem ne… Ya Derinciğim, bu iş kim kimle savaşa girmiş, hangisi kazanmış, sözleşme neymiş bu kadar basit diye anlatırken, sen inatla bana her seferinde sorardın.

Sorardım hatırlıyorum.

Ama 350 bin askerle girmişiz, ama 450 binle girmişiz… Bunları tabii hep hoş anılar olarak hatırlıyorum. Biz hep mutlu olduk bu evde. Keşke eski düzende olsak, keşke aileler hep birlikte yaşıyor olsa, keşke çok yakınlarda yaşıyor olsak…

Mesela bu evle ilgili benim kafamda şöyle anılar çok net… Ben bugün bahçeye çıktığımda ellerimi açıp şükrederken, hayatım gözümün önünden geçiyor. Sen, Yosun, o zamanki arkadaş gruplarımız, benim bir şekilde sizin yanınızda büyümem… Bu ev hakikaten çok özel, acı anılar olsa da çok güzel anılarla dolu bir ev.

Biraz da komikliklerden bahsetmek istiyorum. Kişisel detayları insanlar merak ediyor. Biz nasıl bir aileydik? Benim söyleyebileceğim çok şey var ama bir de senden duyalım istiyorum.

Valla seni bilmiyorum ama biz senden önce çok disiplinli bir aileydik (gülüyor). Dalgası bir tarafa, mütevazı olmak bize bir hayat dersi olarak verildi. “Bil söyleme” “varını yoğunu gösterme” tavsiyeleri… Bir yerde sen de takdir edersin ki babam 1929’luydu. Bu insanlar savaşı görmüş insanlar, İkinci Dünya Savaşı’nı… Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda doğmuş, İkinci Dünya Savaşı’na tanıklık etmiş, varlık içinde yokluk yaşamış, dolayısıyla mazbut. Yani aslında “cevher” derdi. “Yüzde yüz cevher sıfır sansasyon…” Ben de bunu hiç unutmam. Dolayısıyla, çok ulvi, çok büyük, saygı duyulması icap edilen baba gelir eve. Babayla birlikte yemeğe oturulur, yemekten kalkılır, babayla birlikte televizyon seyredilir. Annem de babamdan genç olduğu için onun çocuğu gibiydi. Tabii anneyle çok şey paylaşılır, çok şey yapılır ve sırdaştır ama bir taraftan da babadan izin alınılacaksa hep birlikte kafa kafaya verilir ve nasıl izin alınılacağına karar verilir gibi bir durum söz konusuydu. Dolayısıyla babamdan önce ve babamdan sonra diye ayırmak lazım. Ve tabii sen geldikten sonra ve onun hayatının çok daha geç bir döneminde geldikten sonra, babam “çocuk nedir” ya da “çocuğunun olması ne demektir” kavramlarını seninle daha çok yaşadı bence. Çünkü senin bir dediğini iki etmezdi. Açıkçası senin için oyuncaklar alınacaksa yurt dışında onlara bakılırdı, zaman da gelişmişti o zamanlar. Bizde Barbie bebek yokken, senin yirmi tane Barbie bebeğin olurdu.

Sen bu konuyu evet çok söylüyorsun. “Senden önce senden sonra” diye onu da bir anlatırsan…

Yedi sene aramız var, az değil. Yani 74 ve 81’den bahsediyorum, Türkiye konjüktörüne baktığında iki tane büyük olay yaşanmış. Bir Kıbrıs Harekatı, bir tane darbe geçiriyor ülke. Daha sonra sen geliyorsun dünyaya. Sadece aile içinde değil, içinde bulunduğumuz ortamdan, ekonomiden de bahsetmek lazım. Yani hayat çok kolay değilken bir anda, kapalı ekonomiden açık ekonomiye geçtik gibi… Yani milattan önce, milattan sonra… Türkiye’nin milattan öncesi, milattan sonrası, senin ve benim büyüdüğümüz dönemlere denk geliyor aslında.

Hatta bana dedi ki “yurtdışında okuyacaksın.” Yani hakikaten Stanford mezunu olan bir insan olarak 1949’da… Robert Koleji o senelerde, 47’de zannediyorum, Bachelor of Arts veriyor, o Bachelor of Science mezunu Robert Kolej’den. Oradan çıkıyor, Stanford’da kabul oluyor. Gemilerle günlerce gidiyor. 47’de giriyor 49’da Master of Science’ını yaparak mezun oluyor.

Elektronik mühendisi olarak…

Amerika’da kalmak istiyor. Amerika’da kalmak istemeyen ailesi tekrar onu gemilerle aylarca seyahat ederek, onu oradan çıkartıp tekrar Türkiye’ye döndürüyor. Böyle bir dönemle bugünkü dönem arasında ne kadar büyük bir fark varsa, bizim çocuklarımızla bizim yaşadığımız dönem arasında ne kadar büyük fark varsa, aslında seninle benim yaşadığım dönem arasında da bir o kadar fark var. Yani onu demek istedim. Yedi sene belki küçük ama, yedi sene Türkiye konjüktöründe baktığında çok büyük. Türkiye için çok büyük gelişmelerin, çok büyük açılımların olduğu bir dönemden bahsediyorum. Dolayısıyla, babam da o şekle şemale geldi ve beni büyütürken biliyorsun İngilizce konuşarak büyüttü, keza Yosun’u da… Sonrasında da hep Amerika’da okuyacaksınız dedi, nitekim hepimiz de Amerika’da okuduk.

Aynen, peki beni büyütürken nasıl büyüttü?

Sen onun prensesi şeklinde büyüdün. Bu konuda hiç gocunmam yok ama seninle daha çok vakit geçirdi, biz daha korkardık.

Beni her gün işe götürdüğünü hatırlıyorum mesela ben.

Beni de işe götürürdü ama farklı (gülüyor). Yani sen “babişko” diyebilmiş bir insansın, biz babişko diyemedik, böyle bir şey yok.

Acaba Sabri Kaptan’ın” erken doğdu-erkek doğdu” karmaşası yüzünden babamın bana bakışı bir erkek çocuk, bir oğlum oldu gibi olabilir mi acaba?

Hayır ben ona inanmıyorum. Bence babalar, çocuklarının farkındalığına belli bir yaştan sonra eriyorlar. Babam normalde geç evlenmiş bir adam belki de hazır değildi. Ben eşimden de biliyorum, normalde iki aylıkken bebek daha konuşmuyor anlamıyorsun ama, iletişim kurmaya başladığında “çocuğum varmış” falan oluyorsun.

Onun gibi, babam da aslında seninle, çocukluğu, ya da çocukluğuna dönmeyi veya çocuğuyla nasıl vakit geçireceğini anladı. Biz çok daha farklı büyüdük. Biz Mühürdar’da yaşıyorduk. Ben doğdum zaten yazları Baltalimanı’nda, kışları Mühürdar’da, babaanne, amcalar, kuzenler… Yani babamla sohbetimiz “7×7 kaç” diye başlardı. Yani “Yunus 8×8, Tansa 7×7…” Üçüncü sınıfta “A+B=13 kızım, B 5 ise, A nedir” falan diye sorardı, biz odaya korkarak girerdik, baba bir şey soracak, kesin bir matematik sorusu geliyor diye.

Ama algebra olayı babamın hayatında bende de çok vardı. Mesela bana Barbie bebek karşılığı algebra öğretirdi, çok iyi hatırlıyorum. “Bu denklemi yaparsan bir Barbie alacaksın, bunu yaparsan bir Barbie evi alacağım sana” diye…

Mesela bir de Sivas’ta bir tanıdığının Sivas kangalları açıkta kaldığı için Sivas’a gidip Sivas kangalları getirdiğimizi hatırlıyorum bu eve… Sultan evladım baya da yaşamıştı… Ya da çok beğendiğim bir peluşu Atina’dan bulduğunu… Enteresan bir adamdı esasen yani disiplini hep verdi ama, herhalde bir yerde bir bana kıyak geçmiş (gülüyor).

Biz de algebra sorusunun sonunda Barbie evi söz verilmedi hiçbir zaman (gülüyor). Biz böyle “aa bilemedin hadi bakalım odana” şeklindeydik.

Dönüp dolaşıp hep aynı şeye geliyorum ama, acaba üçüncü çocuğun erkek olmasını hep çok beklemesi ve Sabri Kaptan’ın “erken doğdu” demesini şivesinden dolayı “erkek doğdu” gibi anlaması… Babam acaba beni algısında erkek çocuk olarak mı belirledi gibi kafamda hep bir soru vardır.

Valla ne olduysa oldu ama çok iyi oldu. Çünkü onun sayesinde, onun verdiği değerlerle, annemin verdiği değerlerle, bence çok da iyi bir şey oldu.

Valla Tansacığım bu sohbete doyum olmaz. Seninle nice sohbetler yapmayı, ilk önce ben, sonra benim bütün DM ekibim aynı şekilde istiyor. Seninle yaptığımız veya senin aracı olduğun her sohbetten sonra bana dönüşleri şu şekilde oluyor: “N’olur Tansa Hanım’la daha çok konuşalım ya da Tansa Hanım bize daha çok söyleşi yapabileceğimiz sanatçı getirsin.”

Her zaman keyifle…

Çok teşekkürler.

Ben teşekkür ediyorum.

Yaşam

DM Sohbet: Tansa Mermerci Ekşioğlu Bölüm 1

SOHBET

Tansa Mermerci Ekşioğlu 1.Bölüm

Öncelikle Tansa’cım çok teşekkürler. Bizi evinde ağırladığın için. Ben ilk önce Spot’tan başlamak istiyorum. Spot nedir, nasıl kuruldu? Ben şahsen çok sanattan anlamıyorum ama, hakikaten anladığına inandığım ve bildiğim bir insan var karşımda, izleyiciler de senden öğrensin istiyorum.

Spot aslında, sanatı sevdirmek için kurulmuş bir organizasyon. Herkesin sanata yakınlaşmasına fayda sağlayacak ve yakınlaştırmak için çeşitli programlar öneren, bunların bir kısmını seminerlerle, bir kısmını üyelik sistemiyle yapan bir platform. Ben bunu iki ortakla birlikte kurdum. 2011 senesinde İspanyol ortağımız Laura Carderera ve küratör ortağım Zeynep Öz’le birlikte bu insiyatifin kurucusu oldum. Maksat, Türkiye’de olmayan bir işi doldurmaktı. Bu bağlamda, eğitim programlarıyla başladık, seminerler düzenledik. Özellikle güncel sanat üstüne eğildik. Çünkü güncel sanat, kendini ilk bakışta ele veren bir mecra değil, dolayısıyla bunu daha iyi anlatabilmek için efor sarf ettik. Daha sonra kültür ve sanat alanında işler bir organizasyon oldu. Seminerlerin üstüne üyelik programları ve paketleri katıldı. Onların üstüne, gelirlerle bir sanatçı üretim fonu organizasyonu oldu. Dolayısıyla, Spot kendi içinde bir döngü… Bir taraftan seminerler, üyelik programları, çocuklar ve kurumlar için programlar organize ediyoruz. Diğer taraftan da gelen gelirlerle üretim fonu yaratıyoruz. Bu üretim fonuyla da ortağım Zeynep Öz’le genç ve Türkiyeli sanatçılara üretim desteği veriyoruz.

Peki şimdiye kadar kaç seminer verildi, kaç öğrenciniz oldu? Gelen öğrencilerin Spot’tan aldığı öğretiler ve sana geri dönüşü nasıl oldu?

Bugüne kadar, 335 kişiye seminer vermişiz. 260 kişi de bizim eğitmenimiz olmuş. Bu seminerler ve üyelik programlarına gelip, görüştüğümüz, danıştığımız veya diyalog kurduğumuz insanlar olmuş. Eminim bundan herkesin bir çıktısı oldu ki, bir çok üyemiz, bir çok seminer katılımcımız geri dönüyor. Sanırım bir yerde, olmayan bir şeyin içini doldurduk. Önemli olan Türkiye için bir şey yapmaktı. Bir sosyal proje… Hepimiz bu işe, ortaklarım ve ben tutkuyla bağlandık. Maksat bir çok insanı bu alana çekmekti, sanıyorum becerdik.

Peki sen sanata çok gönül koymuş bir kızsın. Mesela birlikte gittiğimiz bir çok Art Fair var. Ben yarım saatin sonrasında dışarı çıkıp, seni saatlerce dışarıda bekleyebiliyorum. Sense saatlerini geçirip, her resimle ilgili, her heykelle ilgili, her sanatçıyla ilgili bilgiler ediniyorsun. Yani bu bir coşku, bir istek… Bunu başka türlü yapamazsın zaten. Sen nasıl bu kadar sanata yöneldin? Çağdaş sanat özellikle senin hayatının bir parçası. Nasıl gelişti bütün bunlar?

Biliyorsun, biz koleksiyoner bir anne ve babanın evinde büyüdük. Dolayısıyla gözümüz bir şekilde eğitildi. Sonrasında hakikaten bu sektörün içine düşmüş olmam sürpriz ve yanlışlıkla diyelim. Ama çok da yanlış değil, çünkü çok da doğru olduğum bir yerdeyim. Sanatla besleniyorum, sanatçılarla besleniyorum. Ama öncelikle sanat merakım, eski evimden bu eve taşınma fikrimin olduğu dönemde, toplamaya çalıştığım dönem mobilyalarıyla başladı. Bir yerde fark ettim ki artık, anne ve babamın topladığı işlerle çok da ilgili değilim. Beni farklı bir şey çağırıyor, o da günümün sanatı ve günümüzün sanatçıları. Ben bunları öğrenmek istedim. Öğreneceğim hiçbir kurum, kuruluş, Spot gibi bir üyelik merkezi olmadığı için, bir küratörle özel ders alarak bu konuya başladım.

 

Ben hala anlamıyorum güncel sanat nedir? Ben eminim benim gibi anlamayan çok insan var. Ben bir eseri alırken tamamen görsel olarak alıyorum. Duvara koyup karşısında oturduğumda keyif veriyorsa alıyorum. Keyif vermezse ve bana bir şey ifade etmezse zaten evime koymayı doğru bulmuyorum. Fakat güncel sanatta her gün yeni bir boyut açılıyor. Sen güncel sanatı bize nasıl tarif edebilirsin?

Tabii bunun derslerini yapıyoruz biz. Ben bir profesör ya da eğitmen değilim ama kendi yaşadıklarımdan aktarayım. Güncel sanat kafada yaşanan bir sanat, bu evde de görebileceğin gibi estetikten çok uzak. Somut anlamda görmediğin, kavramsal, düşünce bazlı bir sanat. Yani düşünceyi resmediyor. Yani bir düşünce sanatı aslında. Benim için güncel sanatın açıklaması bu. Annem de bu eve çok kez geldi ve senin aldığın sanatı anlamıyorum dedi.

Tabii jenerasyon farkı da var, algıda seçicilik de var.

Doğru çünkü hep kendini anlatsın istiyor. Güncel sanat kendini deşifre etmeyen, ilk bakışta özellikle, hep bir anlatı peşinde koşan… Bu politik olabilir, ruhani olabilir, cinsel meseleler konusunda olabilir, bir çok konuda olabilir. Hep arkasında, sanatçısından, küratöründen, galerisinden, galeri direktöründen anlatı bekleyen ve anlatılması icap eden bir sanat mecrası diyebiliriz.

Burada bir sürü eser var tabii. Bir noktada senin ağzından dinlemek istiyorum. Mesela bu ayakkabılar… Kim bunun sanatçısı? Niçin bu ayakkabılarla ilgili bu heykelleri yapmış? Güncel sanat sorgulatan bir sanat, hakikaten merak ediyorum, yani durduk yere jiletlerden bu metal ayakkabıyı yapmış, ya da bu üst üste duran halıların anlamı nedir? Benim anladığım mesela bundan, kediler bayılıyorlar bunlara çünkü tırnaklarını törpülüyorlar.

Bazı şeylerin de kültürel manası oluyor, yani aslında ben bir dönemi sonradan fark ettim. Bir koleksiyon yapmak aslında çok büyük paraları gerektirmiyor, bir çok insan bu işi becerebilir. Bir çok insana tavsiye edebileceğim okumalar veya videolar var.

Senin hepimize tavsiye ettiğin ve çok etkilendiğimiz bir video vardır hatta, onu da söylersen…

Evet Vogel çifti… Biri kütüphanede çalışır, diğeri, postanede memurdur. Birinin maaşıyla sanat alırlar, birinin maaşıyla da geçinirler. Amerika’nın altı, yedi tane müzesine, 3000 – 4000 bağışlanmış işleri var. Vogel çifti çok özel insanlar… Dolayısıyla koleksiyonerlik parayla değil, sanatseverlikle, tutkuyla oluyor.


Görselinin de güçlü olması mı diyelim, bir şey de olmak zorunda…

İstek olması lazım, çünkü sanat aşkı sonradan geliyor. Hiçbirimiz sanatsever doğmuyoruz. Bir DNA var mıdır? Bence vardır, olabilir. Biz şanslıydık diyelim, çünkü öyle bir evde büyüdük. Onun bize verdiği bir “101” kesinlikle var. Benim çocuklarım da şanslı o konularda, seninkiler de öyle olacaklar. Hiç sevmeyerek, sürükleyerek götürdüğüm müzelerde gördükleri işleri, başka sergilerde ve ortamlarda bana gösteriyorlar.

Spot’taki bütün eğitmenler daha önce çalışılmış insanlar… Dolayısıyla bilginin nasıl aktarıldığı ve karşılandığı aslında ölçülebiliyor. Bu iş hakikaten öyle bir iş. Çünkü biz okulda değiliz artık. Zaman çok önemli ve bu zamanı en iyi ne şekilde kullanırız, verilen zaman içerisinde en çok ne kadar paylaşım yapabiliriz ve ne kadar çok diyalog kurabiliriz ile alakalı.

Koleksiyona geri dönecek olursak, ayakkabıları ve halıları gösterdin… Bunların hepsi aslında benim için bir arşiv. Yani ben, benim yaşadığım bir dönemin arşivini tutuyorum. Beğenilsin ya da beğenilmesin, bu benim adıma bir deney. Bugüne kadar çok az blue chip sanatçıya para verdim, onları zaten alan satan çok insan var, orada değilim. Arkasında durduğum fikir, her daim satın aldığım sanatçının aynı zamanda destekçisi olmak.

Ben buna yakinen çok şahit oldum. Ama mesela Spot’ta Levent ve Yekta’nın da seminerleri oluyor. Şimdi her seminer, resim, sanat ve güncel sanat üstüne değil.

Hayır değil.

İlk defa üye olacak insanlar için önemli bir bilgi bu. Spot’taki seminerler tam olarak kaça ayrılıyor? Mesela Yekta’yla ne konuştunuz?

Yekta, “İlham bekledim de gelmedin” başlıklı bir seminer yaptı bizimle. Bu tamamen yazarlık üstüne bir seminerdi. Ama ilham aynı zamanda sanatçılar için de çok geçerli bir konu, dolayısıyla ortak paydaşları buluyoruz. İlla her şey sanat ve kültür deyip onun altında sıkışmak zorunda değiliz. Biz onları genele açıp, insanların içerisinde bir şeyler uyandırıp onları sanat ve kültüre teşvik etmeye çalışıyoruz. Levent Erden’le birlikte ise daha çok sosyal medya üstüne konuştuk. Kaldı ki sosyal medya bugün sanatın birebir içinde olduğu bir segment.

Kısaca Spot için güncel sanatın güncel hayatın ve günümüzdeki sosyal medya çılgınlığının nabzını tutuyor diyebilir miyiz?

Bir yerde evet.

Spot’un gelmesini istediğin nokta nedir?

Güzel bir soru, zor bir soru. Bugüne bugün 20 küsur sanatçıya destek verdik. Sergi imkanı bulamamış veya kafalarındaki fikirleri iletme imkanı bulamamış kişilere böyle bir şans verdikten sonra, onların CV’sini oluşturmak, o insanların geleceğine bir katkıda bulunmak… Bunlar benim için çok önemli oldu. İnşallah, ümit ediyorum ileride Spot bir enstitü olur. Çok insan, sanatı, sanatseverliği, hamiliği üst düzey insanlara ya da çok zengin insanlara ait bir olgu değil de, aslında kendilerinin de sahiplenebileceği bir olgu olarak düşünür. Yani benim istediğim bu.

Yaşam

Derin’in Parisi…

Derin’in Parisi…

Paris için romantik şehir derler ya, aslında herkes yaşadığı ya da yaşamak istediği duyguyu arıyor bu şehirde… İşin güzel tarafı da bu zaten. Paris senin duygunu besler. Mutluyken daha mutlu, üzgünken seni daha da dibe çeker. Bütün tarihi şehirler gibi… Sokaklarında yürürken geleceğe dair işaretler verir…

Yazan: Derin Mermerci

Kahvaltı:

Paris’e gittiğimde Place Vendome civarında kalmayı tercih ettiğim için, en keyif aldığım kahvaltı yeri: Le Castiglione. Baharda, Hotel Ritz‘in avlusunda, kuş sesleri eşliğinde kahvaltı etmek bana hep keyif vermiştir. Eğer geç kahvaltı etmeyi tercih edenlerdenseniz, Hotel Costes‘un menüsünde bulunan bebek ıspanak yapraklarıyla donanmış lor peynirli beyaz omlet benim favorilerim arasında. İş toplantıları için ideal ve daha resmi bir atmosfer için de Hotel le Meurice‘de kahvaltı etmenizi tavsiye ederim.

Öğle yemeği:

Benim için Paris demek yürümek demek. Hele bir de hava güzelse, tüm günümü yürüyerek geçirmeyi tercih ediyorum. Öğlen saatlerinde Saint-Germain tarafındaysam, Cafe La Croix Rouge hızlı bir öğle yemeği için sıkça tercih ettiğim bir mekan. Bir tık daha şık ve güzel ambiyansı olan Ralph’s, hem iç hem dış mekanında uzun uzun oturabildiğim, yemeğini de çok sevdiğim bir restoran. Place des Invalides civarında günümü geçiriyorsam, De Chez Eux çok bensel ve tipik bir Fransız restoranı. Pötikare masa örtüleri, servis arabası ile gelen müthiş lezzetli başlangıçlardan gözüm dönüp hepsini masaya istemişliğim vardır. Hele ki mercimek salatası… Güzel bir kırmızı şarap eşliğinde hem yemek yiyip hem arkadaşlarımla uzun uzun sohbet edebildiğim bir mekan.

Hem öğlen hem de akşam yemeği için Le Divelec, Le Stresa, Fontaine du Mars, Les Fables de la Fontain en sevdiklerim, hepsini tavsiye ederim.

Costes Hotel
Le Castiglione Chanel

Akşam yemeği:

Eğer benim gibi balık seviyorsanız ilk tavsiye edeceğim yer Le Duc. Size tek tek ne yemenizi söylememe gerek yok. Hemen hemen tüm menüyü gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Daha yenilikçi bir balık restoranı denemek isterseniz Les Fables de la Fontaine‘i kaçırmayın derim.

Le Stresa yıllardan beri üç İtalyan kardeşin keyifle işlettiği, son derece lezzetli yemekleri ve sıcak atmosferi ile Paris’e her gittiğimde uğradığım bir adres.

L’Atelier de Jöel Robuchon… Anlatılmaz yaşanır. Tek önerim masa yerine barda oturmanız yönünde olur.

Paris moda haftasında en özel partilerin olduğu, tarz sahibi insanların uğrak yeri Caviar Kaspia.. Hem yemeği hem de müşterilerinin güzel enerjisi ile akşam yemeğinizi daha da keyifli kılacağına emin olduğum çok eski bir rus lokantası.

Daha önce gitmediyseniz L’Ami Louis tipik bir Fransız mutfağı. Mekanın ufacık olması, sahibi ve garsonların müşteriyle olan komik diyalogları zaten çok lezzetli olan yemekleri daha da sıcak bir ortamda tatmanıza imkan veriyor.

Paris’in en güzel zamanı Mayıs, Eylül ve Ekim ayları. Hava mis. Tüm gün yürümek, açık havada oturmak ve geç kararan havayla günü maksimumda değerlendirebilmek açısından…

Paris’de bu zamanlarda yemek için  dışarıda oturabileceğiniz bir sürü mekan var ama canınız hamburger isterse Ferdi‘yi tek geçerim. Çok karakterli, çok küçük ve çok bensel bir mekan.

L’Atelier de Jöel Robuchon
L’Ami Louis
Hemingway Bar
Ferdi Bar

Barlar:

Paris’in barları karakteristik özellikleri vardır.  Benim için bar sadece içki içilen bir yer değildir. Atmosfer, insanlar, barmen hepsi birbirini tamamlar… Günlük koşturmacanın dışına çıkıp kendine veya başkalarına  bakmanı/ bakmamanı sağlar.

Hemingway Bar benim için özel anlarıma, dostuklarıma eşlik eden bir mekandı. Son gittiğimdeyse zamana yenilen turistik uğrak noktalarından birine dönüştüğünü farkettim.  Kötü mü? Değil ama eski havası yok. Yine de akşam yemeği öncesi ya da sonrasında keyifli zaman geçirilebilecek yerlerden biri. Biraz da kiminle ya da kimlerle gittiğinize bağlı.

Yine Ritz Hotel’in içindeki Bar Vandome ise yenilenmiş haliyle tavsiye edebileceğim yerlerden biri. Barmen Frederics’in ikramı, sunumu mekanı daha da bağlayayıcı hale getiriyor.

Mathis Bar da yine çok keyifli zamanlarımın geçtiği, Paris’in bensel lokallerinin uğruk yerlerinden biri…Tabi ki yürürken, ayak üstü uğrayabileceğiniz nice güzel, küçük, lokal barlarla da karşılaşmak mümkün..

Ferdi, benim için Paris’teki en karakteristik bar. Muhtemelen içebileceğiniz en iyi Mojito’yu orda yapıyorlar. Çok ‘cool’ lokallerin uğrak yeri.

 

Gece klübü:

Hem müziği hem de cool kitlesiyle Raspoutine (Cabaret Russe) benim için bir klasik.

Yaşam

Röportaj: Derin Mermerci

Röportaj: Derin Mermerci

Derin Mermerci için saf saf ‘sosyetik güzel’ demek büyük haksızlık olur. Evet sosyetik, evet güzel ama akıllı, vicdanlı, cömert, düşünen, paylaşmayı ve öğrenmeyi çok seven bir kadın. Kendi gibi bir site açtı şimdi derinmermerci.com.

Röportaj Haberturk’ten alıntıdır.

Hayat bazı insanlara cömert davranıyor. Maddi manevi bir cömertlikle sunuyor birçok şeyi. Derin Mermerci Aydın bu şansla doğmuş kadınlardan. Kalabalık bir ailenin kalabalıktan rahatsız olmayan, etrafını ailesiyle, kızlarıyla, kocasıyla, özellikle her cümlede vurgu yapmadan geçemediği başının tacı kız kardeşleri ve annesiyle, dostlarıyla, severek baktığı barınaklar yaptırdığı yüzlerce hayvanla dolduran bir kadın. Halbuki hikâyesinin 10. yılında sert bir yalnızlığa düşebilirdi. Babasını kaybettiği yıl. Geride miras değil de borç bırakan bir babaya sahip olabilirler, yalan bir çevreyle baş başa kalıp, üç beş timsah gözyaşından sonra hayat onlara daha sönük, daha ışıltısız bir sahne verebilirdi. Bütün hikâye tam tersine dönebilirdi, bir masaldan kâbus çıkabilirdi. Nihayetinde medya da o günlerde aslında hikâyenin bu tarafa düşmemesini suiistimal etmedi değil. Yazılanlara çizilenlere göre “Ender Mermerci ne şanslı bir kadındı, kocası ölmüştü ama paralar, o miraslar, mallar mülkler ona kalmıştı.” Halbuki hikâyenin daha zoru, üç genç kızla kalmaktı. Çok sığ yorumların yapıldığı vakitlerden de ancak güçlü, sağlam bir anne figürüyle çıkabilirlerdi. Bir zamanlar Bush’un fotoğrafının altında fotoğrafları yayınlanan o üç güzel kadın çoktan büyüdü, anne oldular, Ender Hanım anneanne oldu. Derin Mermerci de ailenin bu kalabalığına en son iki kızıyla katılıp kendisindeki değişimi, önceliklerinin başka yönlere doğru gitmesini, zevklerini, meraklarını, bildiklerini ve bilmek istediklerini bir platforma taşımaya karar verdi. “DM”. Aslında “DM”, “dijital magazin” demek olsa da tesadüf işte isminin baş harfleriyle kurduğu yeni sitesini hayata geçirdi.

EN İYİ ANLATAN KELİME: CÖMERT

Halbuki etrafı, onu takip edenler, “Biz onu gençliğinden beri takip ederiz” diyen hayran kitlesi ondan bir marka, bir tasarım beklerken niçin web sitesi? Aslında her şey, yazları beraber maaile yaptıkları üç haftalık bir tatilde filizlendi. Kendi kendine uydurduğu, tasarladığı yüzüğüyle kolyesi, çantasına taktığı uyduruk eşarplar arkadaşlarının bile dikkatini çekiyordu. Hani bazı insanlar vardır yemeğin tarifini bile eksik verir, neyi nereden aldığını söylemez, söylese de atar bir palavra, karşı taraf da bilir attığını. Derin Mermerci öyle bir kadın da değil. Her detayına kadar paylaşıyor. Cömertlik demiştim ya, Derin’i anlatacak üç kelime gerekse biri kesin bu. Eşi Cem Aydın aklına giriyor. Mermerci anlatıyor: “Cem açık görüşlü bir adam, ‘Derin belki de senin böyle iyi tavsiyeler verdiğin bir site açman lazım’ dedi.” Ve sonunda DM’yi hazırlıyorlar. Öyle hızlı haber girme, herkesin verdiğini verme peşinde bir site değil burası. Ancak ve ancak Derin Mermerci’nin zevkine hitap etmesi, onun inanması, arkasında durabileceği bir yer olması lazım.

BU SİTE KİMSEYİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN DEĞİL

“O kadar çok mesaj alıyorum ki” diye anlatıyor, “Saçımı soruyorlar, makyajımı, kızlarımın ismini nasıl bulduğuma kadar. Bu işin zor tarafı içerik üretmek. Yoksa herkes her yerden haber indirebilir. Bir de beni yansıtması lazım.” Belki de biraz geç kalmış bir proje mi? Katılıyor: “Kesinlikle öyle. Ama bu bir zamanlama meselesi. Bunu niye 10 sene önce yapmadığım hissiyatımla alakalı. Gençtim, hızlıydım, o taahhütün altına giremeyecek haldeydim. Birdenbire karar verip dört günlüğüne Yosun’u görmeye gidiyordum. Önceliklerim farklıydı. Şimdi farkındalık yaratabileceğimi düşünüyorum. Ama bunun için illa aşırı pahalı bir şeylerden bahsetmiyorum. Kendimi daha iyi okuduğum zamanlardayım, sadece bunu paylaşmak istiyorum. Ama lütfen yanlış anlaşılmasın bu site kimseyi değiştirmek ya da manipüle etmek için değil. Haşa bir bilmişlik peşinde de değilim.”

 

Jet sosyetenin en havalı kızı, stil ikonu Derin Mermerci, yeni web sitesiyle hayatını, ilham kaynaklarını takipçileriyle paylaşıyor. Bu vesileyle buluştuk ve yaşamındaki değişiklikleri konuştuk: “Ben bu hayatı seçmedim. Bu hayata doğdum.”

Yeni bir projeniz var: Web siteniz derinmermerci.com.  Neden böyle bir platform yaratma kararı aldınız?

-Her şey bir blog açma niyetiyle başlamıştı. Kendime moda ve stil üzerine notlar yazacağım mütevazı bir paylaşım alanı yaratmak istedim. Sonra iş büyüdü. Ve ortaya DM adını verdiğimiz bu dijital platform çıktı. Arkadaşlarım “Bu site sana benziyor Derin” diyorlar. Gerçekten öyle. Tarzımı, hayatımı ve  dünyamı yansıtmasıyla… Kendimce bana ilham veren konuları paylaşıyorum. .

Hayatınız hakkında hatırı sayılır bir bilgiye sahibiz çünkü paparazziler peşinizde koşuyor. Bizim o karelerde gördüğümüz Derin, sizi ne kadar yansıtıyor?

– Hakkımda doğru yanlış pek çok haber yapıldı, yapılıyor. Ben bu hayatı seçmedim.  Ben bu hayata doğdum.10 sene önce farkındalıklarım arttı, önceliklerim değişti.  Kendime daha samimi ilişkilerin olduğu bir dünya seçtim ve çevreme bana bir şey katan akıllı insanlarla doldurdum.

Neden böyle oldu sizce?

– Bana göre sebeplerden biri, belki de en önemlisi annem gibi güçlü bir kadının, 41 yaşında üç çocuğuyla dul kalması. Babam bize kimseye muhtaç kalmadan yaşayabileceğimiz maddi ve manevi imkânlarla dolu bir hayat bıraktı.

Peki ilgi hoşunuza gitmedi mi?

– Tabii ki gitti. Ben gittiği her ortamda parlamasını seven bir kızım. Allah da bu ilgiyi eksik etmesin. Çünkü ilgi demek gözünün ferinin parlaması demek. Ama ne hoşuma gitmiyor: Her dakika bakımlı olmak zorunda hissetmek, dışarıda bir mekânda yemek yerken ‘Acaba beni çekiyorlar mı?’ diye lokmamı hızlı hızlı çiğnemek… Arkadaşımla konuşurken ‘Acaba konuştuklarımız duyuluyor mu’ diye ha bire kısık sesli konuşmak… Bir davete gidiyorsam zaten işini yapan fotoğrafçılara poz veriyorum.  Ama yürürken önüme atladıkları zaman tedirgin olmuyor değilim.

Geçen hafta anoreksik olduğunuz iddia edildi… Sitenizde yalanladınız…

– Beni takip eden bir kitle var.  Bir sürü mail ve Instagram yorumu alıyorum. Mesela bir  takipçim bana “Ben yemeğimim bir öğüne indirdim, sizin gibi olabilir miyim?” diye mesaj attı. O an fark ettim ki bu konuda bir açıklama yapmamın zamanı geldi. Ben sağlıklı  yemek yemeyi çok seven biriyim.  Sağlıklı  beslenmenin insanın kendine saygı duyması demek olduğunu düşünüyorum. Kendime de uyguluyorum. Herkese de tavsiye ederim.

EVLİLİK ZOR BİR MÜESSESE

Bir nevi günlüğü gibi kullanacak sanki sitesini. Önümüzdeki günlerde evlilik hakkında yazacağını söylüyor. “Evlilik normal şartlarda çok zor bir müessese. Evli iki insan arasında saygı, sevgi, dostluk olmalı. Her iki taraf birbirini rahat bırakmalı. Yoksa hapis gibi oluyor” diye önden fikirlerini az da olsa paylaşıyor. Derin Mermerci hayatın ona iki eliyle verdiğini kucaklayan ama elindeki avucundakini de paylaşmaktan hiç imtina etmeyen bir kadın. Bir bildiğiniz, magazin dergilerinde gördüğünüz pırıl pırıl hep güzel bir Derin var, bir de bilmediğiniz, merak eden, perdenin arkasında neler olup bittiğine bakan, aklını kullanan bir kadın. Sitesinde iki Derin’i de bulacaksınız. Hatta girişine yazdığı yazı gibi işte, kendisine benzeyen bir site.

BİR DAHA DÜNYAYA GELSEM YİNE CEM’DEN ÇOCUK YAPARIM

Türk medyasının parlak isimlerinden Cem Aydın’la evlendiniz. İlişkiniz nasıl başladı?

– Eşim Cem muhteşem bir adam; Çok olgun, merhametli, sevgi dolu, uyumlu, akıllı. 10 senedir tanışıyoruz, evlenmeden bir buçuk sene önce hemen hemen her gün beraberdik. Dostluğumuz, keyifli vakit geçirmek ve gülmek derken hayatı paylaşmaya döndü. Evleneceğin adamın dostun olması büyük bir avantaj, kumaşının iyi olması büyük bir lüks. Lal ve Mila çok şanslılar; Cem gibi babaları var, Mehmet Mermerci ve Doğan Aydın gibi dedeleri var. Bir daha dünyaya gelsem yine Cem’den çocuk yaparım. Ama bana göre evlenmek çok şart mı dersen, değil…

Nasıl yani?

– Anne olmak muhteşem. Cem  bir keresinde bana “Evlilik çok enteresandır, tüm bu güzel enerjileri kısıtlar” demişti. Ben de böyle düşünüyordum. Evlilik zor bir kurum. Bizde, bizi kurtaran Cem’in olgunluğu ve benim eriştiğim olgunluk. İki tarafın da özgür alanına müdahale etmediği bir hayat yaşıyoruz. Örneğin, o yelkenliyle çıkmak istiyor, keyif alacağını bildiğim için “Hemen git” diyorum.

Peki neden evlendiniz o zaman?

– Çocuk istiyordum. Evlenmeden de çocuk yapabilirdim. Ama ben olduğum için büyük olay olurdu.

Anneniz bu kadar ani evlenmenize ne dedi peki?

– Evlenmeye bu kadar çabuk karar vermemizi  yadırgadı. Fakat birbirlerini tanıdıkça annem benden çok Cem’ci oldu.

Evlilik ve çocuk sahibi olmak sizi nasıl değiştirdi?

– Biz Cem’le birbirimizin özel hayatına fazlasıyla saygı duyan bir evlilik yaşıyoruz. Fakat çocuklardan sonra öncelik, onların mutluluğu oldu.  Ben çok güçlü kadınlar arasında büyüdüm. Ben, annem, Yosun ve Tansa çok güçlü kadınlarız. Lal ve Mila’nın da  maneviyatı güçlü, ayakları yere basan, birbirine düşkün kızlar olmasını arzu ediyorum.

Bir dönem aldığınız çantaların fiyatı, elbiseleriniz vesaire magazin dergilerinin başlıca konusuydu.

– Artık her şeyin fazlasına para harcamak beni rahatsız ediyor. Kullanmadığım bir sürü çantam, kıyafetim, ayakkabılarım var.  Bana göre yer kaplamaktan başka bir işe yaramıyor. Az ve öz bana yetiyor.

‘EKMEĞİ BİLE EVDE YAPIYORUM’

Mermerci kadınları hep ışıl ışıldır, mesafeli bir güzellikleri vardır. Soyadlarının hakkını verircesine, dördü yan yana geldi mi o fotoğrafa bakan pürüzsüz, kusursuz bir Alman disipliniyle karşı karşıya kalır. Bu ailenin belki de bir zamanlar en hızlı yaşayanlarından Derin Mermerci şimdi nasıl bir ritimde? Epey yoğun, evdeki hayat, iş, bir yandan akıp giden sosyal hayat. Akşamları uykusunun kaçtığını söylüyor, bir de aklına gelen ve onu takip eden kitleye aktarmak istedikleri. Mesela zayıflık meselesi. Oturup onu yazıyor. Anoreksik olmadığını, bu toplara girmenin ne kadar riskli olduğunu yazıyor. “Benim için ‘Bu kız bir şey yemiyor içmiyor’ diye düşünebilirler. Ama öyle değil işte, ben çok sağlıklı besleniyorum, sağlıklı yaşıyorum. Ekmeğimi bile evde yapıyorum” diyor. 35 yaşında, pek ağrı kesici bile kullanmamış, 7 köpeğiyle, annesiyle arkalı önlü evlerde oturduğu hayatını, ablalarını, evlilik hakkındaki fikirlerini, çocuk yetiştirmeye dair görüşlerini paylaşmak istiyor. Pek de öyle kutlama taraftarı birisi değil. Çiçekler, böcekler, baby shower’lar, doğum günü pastaları ona göre değil. Kadınlar Günü’nü sadece Türkan Saylan’la anarak geçirmek isteyen, Özdemir Asaf’a kalbini sırf “Sen bana bakma / Ben senin baktığın yerde olurum” dizeleri yüzünden kaptıran bir kadın o. Sitenin açılışını da lansmanla duyurmamışlar. İstememiş. Bir gömlek giyip gittiği için de ablası Tansa’dan fırçayı yemiş hafifçe. Ama rahat olmayı önemsediği için oraya öyle gidivermiş işte Derin Mermerci’ye göre rahatlık samimiyet getiriyor. Bu arada ablaları bir yana, bütün dünya bir yana. “Süper iki ablam var. Çok şanslıyım maşallah” cümlesini günde kaç kere kuruyor bilemiyorum. Annelerinin bu konudaki başarısı gözden kaçacak gibi değil. “Bizde hürmet, had bilmek çok fazla vardır” diye tarif ediyor.

AZ VE ÖZ BANA YETİYOR

Sokak hayvanlarına karşı tavrınız gerçekten muhteşem. Kaç sokak hayvanına kol kanat geriyorsunuz?

– Küçükçekmece’de hayvanların çok iyi bakıldıkları, çok mutlu oldukları bir çiftliğe destek veriyorum. Şimdi Bahçeköy’de yeni bir çiftlik daha bulduk. Bu benim 10 senedir yaptığım bir şey. Barınaklara harcadığım para bana hiçbir zaman yük olmadı.

Sizin için ‘yük olmak’ diye bir durum söz konusu mu? Varlıklı bir ailenin kızı olarak sizin için ‘pahalı’ kelimesinin bir karşılığı var mı?

– Elbette. Para benim için bir araç. Araç olduğu için onunla alabildiğin her şey geçici. Dünya kadar paran olsun sevgiyi satın alamazsın. Sevilmek, saygı görmek doğuştan olmuyor, bunları kazanıyorsun. Para gibi araç olan bir şeyle manevi duyguları satın almaya çalışanlara çok üzülüyorum. Her evde olduğu gibi bizde de paranın nasıl harcanacağı konuşulur. Derin olarak, inandığım şeylere para harcamaktan gocunmam. Mesela  bir yemekte iyi vakit geçiriyorsam, yediğim içtiğim şeylerin karşılığında verdiğim bedel yanıma kârdır.  Paranın ne kadar zor kazanıldığını biliyorum. Çünkü hayatı boyunca ailesi için çalışmış bir babanın kızıyım.

Bazı kesimler B planı olarak yurtdışına taşınma planları yapıyor. Siz uzun süre yurtdışında yaşadınız ama buraya döndünüz, neden?

– New York ve  Paris’te çok keyifli yaşadım. Dolayısıyla oralarda yaşamanın ne demek olduğunu biliyorum. Tabii son zamanlarda yaşadığımız olumsuzluklar hepimizi çok etkiledi. Ama  arkadaşlarım, çevrem, ailem burada. Ve onlara çok bağlıyım. Türkiye benim vatanım, ben bu topraklarda yaşadığım için çok mutluyum.

Taşınmayı düşünmüyorsunuz yani…

– Gitmek benim aklımda hiç yok. Bazen kızlarımın yurtdışında alabilecekleri eğitim fark yaratır mı diye düşünüyorum. Ama ben bu topraklarda doğdum, büyüdüm. Buraya olan bağım ve dostluklarım benim için çok kıymetli. Yurtdışında kuracağım yaşamın bana ve kızlarıma burada bulduğum samimiyeti hissettireceğini düşünmüyorum. Temennim;  Lal ve Mila dünya vatandaşı olsun, dil bilsinler, üretsinler, yaratsınlar, komplekssiz olsunlar. Ve kesinlikle bu ülkeye katkıları olsun.

Mermercilerin kızı olsaydım…

Sanıyorum sahne sanatlarıyla ilgilenirdim. Kulağa hitap eden farklı bir meslek dalında eğitim almayı tercih ederdim. Küçükken durum farklıydı: Babam matematiğe çok meraklıydı, bana altı yaşında cebir öğretti. Ben de belki de babama yaranmak için büyüyünce matematik profesörü olacağım derdim…

*Bu güzel ortamda bizi ağırladıkları için, Hotel Les Ottomans ailesine teşekkür ederiz

Marka, Yaşam

Derin Mermerci ve Nef’ten Işıltılı Davet

ETKİNLİK

Derin Mermerci ve Nef’ten Işıltılı Davet

Play Video

Gayrimenkul sektöründe çok sayıda başarılı projeye ve yeniliğe imza atan Nef, tüm dünyada giderek yükselen lüks yaşam trendi kapsamında “Luxury Living” konsepti ile projeler gerçekleştiriyor

Fotoğraflar: Bige Yalın

Nef, projelerinde foldhome konsepti ile gerçek lüksü yaşatırken aynı zamanda hayata da değer katıyor. Örneğin dilediğiniz an, boğazın incisi Kandilli’de misafirlerinizi ağırlayabileceğiniz bir köşk ya da 10 dönüm büyüklüğünde Kanlıca’da bir bahçeyi evinize eklemeniz mümkün.

Nef’in “Luxury Living” konsepti ile sunduğu yeni projesi Nef Kandilli için lansman öncesi özel bir davet düzenlendi. Derin Mermerci önderliğinde gerçekleşen geceye, Mermerci’nin yakın dostları katıldı.

Nef’in Luxury Living Projeleri

Nef Kandilli Projesi:

Nef Luxury Living konseptinin İstanbul’daki projesi Nef Kandilli, 70 dönüm bir arazi üzerinde yer alıyor. Tarihi semtin karakteristik mimarisine uygun modern tasarımlar, boğazın eşsiz manzarasıyla tamamlanıyor. Dünyaca ünlü mimar Emre Arolat’ın imzasını taşıyan evlerin iç mimarisi ise Mustafa Toner’e ait. 406 konutun yer aldığı proje Luxury Foldhome konseptiyle sakinlerinin hayatına değer katacak çözümler sunuyor.

Nef Gölköy Projesi:

Bodrum’da Cennet Koyu’nun hemen yanında ‘’Luxury Living’’ konsepti ile tasarlanan deniz ve doğanın kıyısındaki ‘’Nef Gölköy’’ dünyaca ünlü mimar Emre Arolat imzalı. Arazi içindeki 100 tane çam ve 70 tane zeytin ağacının, mimarinin bir parçası olarak planlandığı projede 42 villa yer alıyor. Her villanın kendi iskelesi ve kabanası bulunan, her katta deniz manzarası olan bu özel ve butik projede, dünyaca ünlü otel zinciri Banyan Tree hizmet verecek.

Foldhome nedir?

Dünyada ilk kez Nef projelerinde uygulanan Foldhome’un temel amacı bir eve sığmayacak tüm odaların katlanarak eve dahil edilmesini sağlamak. Kişiye özel kullanım alanlarından oluşan Foldhome’un en önemli özelliklerinden biri “kullan-öde” sistemi. Kullanmadığınız hiçbir alan için ücret ya da aidat istenmiyor.

Foldhome’a dahil olan hizmetlerden bazıları: Plajda yer alan ev sahiplerine özel Cabana’lar, misafir odası, Kids Club, sanat odası ve özel tekne hizmeti.

Daha fazla bilgi için: http://nefkandilli.com.tr/?utm_medium=post&utm_source=blog&utm_campaign=nefkandilli-05042018-73035805

Yaşam

Elegan Sıra Dışı Çarpıcı Güzel Derin Mermerci

”Cesaret ve Yaratıcılık Benim İçin Önemli”: Derin Mermerci

Sizi geçtiğimiz yaz Şamdan Dergisi’nde yayımlanan Derin Mermerci röportajını okumaya ve DMxNetWork çekiminden kareleri görmeye davet ediyoruz…

RÖPORTAJ: Mehmet Üstündağ

FOTOĞRAFLAR: Emre Güven

KIYAFETLER: DMxNetWork Koleksiyonuna aittir.

Derin Mermerci, her zaman kendine has stiliyle dikkat çeken bir isim oldu. Cesur tercihleri, farklı kombinleri ve en önemlisi zarafetiyle… “Hiçbir zaman trendlere göre hareket etmedim, etmiyorum. Kendi klasik tarzım içinde yenilik yapma taraftarıyım” diyen Derin Hanım’ın farklılığı da buradan geliyor. Derin Hanım moda tutkusunu, Network ile dört sezondur yaptığı işbirliği ile daha geniş kitlelerle paylaşıyor. Markaya yine iddialı bir koleksiyon hazırlayan Derin Hanım, yarattığı tasarımların modelliğini de kendisi yaptı. Derin Mermerci Aydın ile modadan çocuklarına, hayata bakışından gelecek planlarına kadar her şeyi konuştuk.

Benzersiz bir stiliniz var, zaman içinde başka yönlere evrildiğini de görüyoruz. Şu an stilinizin hangi evresindesiniz?

 

Şu anda rahatlık peşindeyim ama bazen öyle bir an geliyor ki canım mesela 80’ler giyinmek istiyor. Nitekim geçen akşam bir davete aslında hiç de benim rengim olmayan ama giymek istediğim bir elbiseyle gittim ve kendimi çok iyi hissettim. Dolayısıyla sen giydiğini kendine yakıştırıyorsan, karşından da kabul görüyorsun.

Siz nasıl geliştiniz bu süreçte? Genç kızlığınızdan beri göz önündesiniz…

 

30’lu yaşlarımdayım ve kendi belirlediğim çerçeve içinde mutlu olmayı öğrendiğim, insan psikolojisini derinden anladığım dönemimdeyim. Kendi konfor alanımı yarattım. Yine de gençlik yıllarımla bugün arasında çok majör değişiklik sayamam. Özümde hep aynıyım.

 

Evlendiniz, anne oldunuz… Yaşama bakışınız, stilinize de yön veriyor mu?

 

Cesur ve yaratıcı olmak benim için hep önemli oldu. Bunu sadece moda olarak belirtmiyorum, hayatımın her alanında böyle olmak hoşuma gidiyor. Tamamen gününe ve mood’una göre giyinen biriyim. Yalın ve zarif olmayı tercih ediyorum.

 

İkiz çocuklara sahip olmak sizi daha pratik yapmıştır diye düşünüyorum.

 

Tabii ki… Zira önceliklerim değişti. Fiziksel olarak çok daha güçlüyüm. Daha pratik yaşıyorum.

 

Derin Mermerci ismi de bir marka. Markayla işbirliğinde nelere dikkat ediyorsunuz?

 

Aynı lisanı konuşmalıyız; aynı tavır-üslup-duruş… Ve tabii ki samimiyet.

 

Network’e dördüncü koleksiyonu hazırladınız. Nasıl bir koleksiyon bekliyor bizi?

 

Ağırlıklı olarak mezuniyet, parti ve kutlama konsepti etrafında koleksiyonu oluşturduk. Yaz davetlerinde alışılmışın dışında bir şıklık sunmayı amaçladık. Dolayısıyla hedef kitlesi gençten başlayıp, orta yaşa kadar uzanan bir koleksiyon. Davet elbiselerini maskülen ceketlerle önerdik. Gündüzden geceye uzanan giysiler tasarladık. İster gündüz babetle işe; istersen akşam stiletto ile bir sergi açılışına… Koleksiyon, hayatı kolaylaştırmak üzerine…

Bu koleksiyonu hazırlarken nelerden ilham aldınız?

 

Rahatlık… Geçen yaz Mikonos’tan aldığım kaftan ile bütün yazı geçirdim. Tasarım ekibiyle yaptığımız “Nasıl bir koleksiyon olmalı” konuşmalarında bu kaftanın hem rahatlığı, hem şıklığı, hem de alışılmışın dışında kullanım olanağı sunması koleksiyonun ilhamı oldu.

 

Yeni trendlere nasıl yaklaşıyorsunuz?

 

Hiç bir zaman trendlere göre hareket etmedim, etmiyorum. Ben her zaman kendi klasik tarzım içinde yenilik yapma taraftarıyım.

Nasıl bir ivme kattı sizin imzanız markaya? Nasıl geri dönüşler alıyorlar?

 

Bu soruyu Network ekibinin cevaplaması daha doğru olabilir ancak geçtiğimiz yılı Network yüzde 23’lük bir büyümeyle kapattı. Bu büyümede payım varsa ne mutlu bana… Yine Network ekibinin bize söylediği DMxNetwork koleksiyonuyla yeni müşteriler kazanıldı. Bu tarz işbirliklerinindeki başarının temel faktörlerinden biri sürekliğin sağlanması. Dört sezondur gayet keyifli bir birliktelik oldu. Instagram’dan bana ulaşan gerçek tüketici görüşleri, benim için yaptığımız işin samimiyeti ve doğruluğunun sağlaması oluyor.

 

Lifestyle siteniz de çok sevildi… Onunla ilgili gelecek planlarınız neler?

 

Hep söylediğim gibi derinmermerci.com’un da ortaya çıkış sebebi anladığım alanlarda çevreme, takip edenlere doğru tavsiyeler vermekti. Üç yılı tamamladık. Şu anda açık söylemek gerekirse derinmermerci.com’un Instagram hesabı dm_stil’de takipçilerimizle olan etkileşim beni daha fazla heyecanlandırıyor. Bunun da sebebi sanırım organik ve interaktif olması.

 

Lifestyle siteniz de çok sevildi… Onunla ilgili gelecek planlarınız neler?

 

Hep söylediğim gibi derinmermerci.com’un da ortaya çıkış sebebi anladığım alanlarda çevreme, takip edenlere doğru tavsiyeler vermekti. Üç yılı tamamladık. Şu anda açık söylemek gerekirse derinmermerci.com’un Instagram hesabı dm_stil’de takipçilerimizle olan etkileşim beni daha fazla heyecanlandırıyor. Bunun da sebebi sanırım organik ve interaktif olması.

 

Güçlü ve güzel üç kadınla büyüdünüz. Onların arasında en küçük olmak nasıldı?

 

Ben lider ruhlu doğdum. Annemle babamın güçlü duruşları bana geçti. Sevginin mucizesini bizzat yaşadım, şükürler olsun ki hala da yaşamaya devam ediyorum. Esasen bizim tüm gücümüz samimi ve doğal oluşumuzdan geliyor. Annemizin bizi çok inançlı yetiştirmesi, değer yargılarımızın çok küçük yaşlarda oluşması ve birbirimize olan bağlılığımız… Bunlar bizim hayata karşı hep dik durmamızı sağladı.

 

Her ikisiyle ayrı ayrı ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?

 

Çok farklılar. Ama en çok hoşuma giden birbirlerini tamamlayan bir elmanın iki yarısı olmaları… Üçümüzün birlikte geçirdiği vakitler o kadar eğlenceli oluyor ki.

 

Hayvanlarla çok özel bir ilişkiniz var, ileride bir barınak açmayı istiyor musunuz?

 

Barınak açmadım ama yıllardır bir çiftlikte çok sayıda köpek ve kedinin bakımını üstleniyorum ve onlara yuva aramaya devam ediyorum.

 

İlerde kendi markanızı çıkartsanız, DNA’ları neler olurdu?

 

Şimdilik “Neden olmasın” diyeyim. Markamın DNA’sı zarafet olurdu. Zarafet beni büyülüyor…

 

Anneniz ve ablalarınızın stilini nasıl tanımlarsınız?

 

Tansa’nın klasik ve elegan bir tarzı vardır, Yosun’un ise stili bana daha yakındır. Hatta çocukken Yosun’un dolabını karıştırmışlığım çok olmuştur.